Turuncu Boşluk

Öykü: Gül Tanrıverdi

Ay ışığı, perdeleri delip odasına sızarak duvardaki aynayı aydınlatmıştı. Uyku tutmayan genç kız, aynaya gözünü dikmiş ışığın yansımasını seyrediyordu. Gözlerine çarpan bu ışıltı, gerçekliğin, hayâlle arasına açılan bir pencereymiş gibi düşündü…

Devamı…

Ruhum Seni Tanıyor

Öykü: Gül Tanrıverdi

Seni hiç tanımıyorum hiçbir yerde görmedim. Nasıl bir insansın bilmiyorum. Nerede yaşarsın, nelerden keyif alırsın bilgim yok. Öfkeli misin? Asık suratlı mısın, yoksa güler yüzlü mü? Sana dair hiçbir şey bilmiyorum. Bildiğim tek şey sesini ve seni sevdiğim…

Devamı…

Sanrılar Arasında

Öykü: Gül Tanrıverdi

Zifiri karanlığın içinde bir çift göz gördü Asiye. Bütün benliğini kavrayan sarıp sarmalayan bu gözler, onu etkisi altına almıştı. Yatağının içine oturmuş gözlerini kırpmadan beliren parıltıya bakıyordu. Karanlık, ayrışmaya başlamış yerini bir çehreye, uzun saçlara sonra incecik bir bedene bırakmıştı. Artık gözlerin sahibiyle karşı karşıyaydı. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle kendisine bakan bu yüz, onu yıllardır tanıyormuş hissi verdi ona…

Devamı…

Ihlamur Ağacı

Öykü: Gül Tanrıverdi

Aksak ayağını sürükleyerek indi yokuştan. Yaşına rağmen cılız bedeni bir kuş kadar hafifti, yüreğinin ağırlığı olmasa daha hızlı yürüyebilirdi. Yokuşun başında durup soluklandı, kendisine ait arazinin sınırına geldiğini fark etti. Ne kadar süredir yürüyordu kestiremedi.
Evine yaklaştıkça içini kaplayan geri dönme isteğine yenik düşmek istedi…

Devamı…

Uçurum

Öykü: Gül Tanrıverdi

İçimdeki boşluğun adı yok. Dalgası olmayan durgun bir deniz gibiyim. Bu kıpırtısız hâl beni eritiyor. Ruhumun solgunluğu gözlerime yansımış; gri renkte iki tane taş gibi görünüyor yüzümde. Canım yanmıyor acı da çekmiyorum. Suyun içine dökülen birkaç damla zeytinyağının üste çıkması gibi ruhum çıkmışta yukarıdan beni seyrediyor…

Devamı…

Anne, Benim Eski Hâlim Nasıldı?

Öykü: Gül Tanrıverdi

Soğuk ve yağışlı geçen günlerden sonra hava durulmuştu. İnsanlar; güneşe hasret kalmış gibi sokaklara dökülmüştü. Rüzgâr, şiddetini yitirmiş yerini tatlı bir esintiye bırakmıştı. Kış güneşinin keyfini çıkarmak isteyenlerden birisi de Cemile idi…

Devamı…

Başım Dönüyor

Öykü: Gül Tanrıverdi

Yüzlerce baş ve binlerce göz, kilitlenmiş ellerinde ki telefona. Parmaklar tuşlara tutkuyla sarılmış. Dans eder gibi oynuyorlar. Otobüste, metro da vapurda her yerde. Kimse kafasını kaldırmıyor. Kimse kimseye bakmıyor. Etraflarında neler oluyor umursamıyor. Bense hayretle onlara bakıyorum. Dünyadan soyutlanmış bu insanlar ne yapıyorlar? Oyun mu, mesaj mı araştırma mı? Bilmiyorum ama bildiğim tek şey boynu eğilmiş bu insanların dünyaya kör kaldıkları.…

Devamı…

Eylül Kanıyor

Öykü: Gül Tanrıverdi

Yazın veda edip gittiği, rüzgârın, hüznün ve yağmurun başladığı günlerdi. Sonbaharın başlangıcı Eylül’e hoş geldin demiştik. Her yer de sessizlik hâkimdi. Tıpkı sevdiğinden ayrılan, acısını yüreğine gömen bir sevgili gibi yalnızlaşan ağaçlar ve dökülen yaprakların mevsimi gelmişti. Yeşil yaprakların turuncuya döndüğü, dökülüp kurumaya başladığı günlerin başındaydık. Her yer buram buram hüzün kokuyordu.…

Devamı…

Hamal Hasan

Öykü: Gül Tanrıverdi

Her zaman mahşer yeri gibi olan çarşı bugün ıssızlık kokuyordu. Tahtakale’nin dar sokaklarından geçip elli metrelik bir yokuşu çıktığınızda, ahşaptan yapılma küçük bir kahve vardır. Köhne çatısının altında her gün kucak açtığı insanları konuk eder, dostça karşılar. İşte orası iş için bekleyenlerin durağıydı. Burada kalabalık halde bekleşen; sıcak bir bardak çayla içlerini ısıtan insanlar topluluğu, hamallık mesleğini yapanlardı. Bu insanlar, ekmek parası için sabahtan akşama kadar iş çıksın diye dört gözle bekler dururlardı. Sırtlarına sardıkları semerlerine ne yükler koymazlardı ki. Etliye sütlüye karışmadan pazarlıklarını yapar ne olsa taşırlardı.…

Devamı…

Kapıdaki Bavul

Öykü: Gül Tanrıverdi

Gecenin sabaha kavuştuğu saatlerdi. Uykusunun derinliğinden rüya gördüğünü, rüyasında bir sesin ona seslendiğini işitiyordu. “Hatçeee…” Adının böyle seslenmesinden hiç haz etmiyordu. Uykusunun içinde bile bu sesleniş canını sıkmıştı. Ses yine geldi. Uzaklardan gelen bir ağlama sesi duyuluyordu. Omuzunu silkeleyen elle irkildi. Gözlerini araladı. Babaannesini karşısında görünce rüya görmediğini anladı.…

Devamı…

Kara Vagon

Öykü: Gül Tanrıverdi

İkindi güneşinin bulutların arkasına saklanıp, gökyüzünün kızıllığı solmaya yüz tuttuğu saatlerde fabrikanın düdüğü çalmaya başlardı. Kuşlar kanatlarını çırparak havalanır, fabrikadan çıkan insanlar akın akın yollara dökülürlerdi. Kalabalığı gözlerimizle tarar babamı önce hangimiz göreceğiz diye iddiaya girerdik. Babam, bizi gördüğünde çökmüş omuzları dikleşir, yorgunluktan küçülmüş bedeni devleşirdi.…

Devamı…

Kırk Kırık Gün

Öykü: Gül Tanrıverdi

“Bir, iki, üç…”

“Bir, iki, üç…”

“Bir, iki… Hadi şimdi burnuna çek suyu üçleyeceksin.”

“İyice çeksene oğlum, burnunun direkleri sızlasın!” diye bağırdı adam.

Neye uğradığını anlayamayan çocuk babasının söylediklerini yapamaya çalışıyordu. Şaşkınlık içindeydi. Ne yaptığını bilmek istiyordu fakat öfkeyle suyun altına sokulmuştu. Yaralı bir hayvana yardım etmek neden bu kadar büyütülmüştü anlayamıyordu. Mezhep neydi ve neden bir köpeğe dokunmak yasaktı? Ona söylenenler sadece bunlardı.…

Devamı…

Kırmızı Mürekkep

Öykü: Gül Tanrıverdi

“Bugün keyifsiz günümdeyim çalışmak istemiyorum. Masamda bir yığın iş var onlar bana, ben onlara bakıyorum. Elim kolum kırılmış gibi, eve gidip dinlenmek istiyorum. İzin almayı düşünüyorum fakat şimdiye kadar izin kullanmadım. Şefim aksi bir kadın, kolayına izin vermez. Bu yüzden cesaretim kırılıyor. Başım önümde çalışır gibi yapıyorum. Ama yok, çalışamıyorum içimde garip bir huzursuzluk var çıkıp gitmek istiyorum. Bütün cesaretimi toplayıp izin almak için, Şahika hanımın odasına gidiyorum. Kapıyı çalıp giriyorum kahvesini yudumluyor. Bana bakıp sert bir bakış atıp ne istediğimi soruyor. Zor belâ birkaç kelimeyle izin istiyorum. Önce uzun uzun bakıyor yüzüme sonra “tamam izinlisin” diyor.…

Devamı…

Uyku

Öykü: Gül Tanrıverdi

Dipsiz bir kuyunun içinde debeleniyordu Bekir. Bütün vücudu pelte gibi yatağa yapışmıştı. Gözlerini açmak istedikçe daha çok kapanıyor göz kapakları eriyordu sanki. Başı tonlarca ağırlıkla yastığa gömülmüştü. Bedenini kontrol edemiyor sağdan sola dönemiyordu. Uyku; bir ahtapotun kolları gibi her tarafını sarmış kıpırdaman yatıyordu. Kendine gelecek gibi oluyor ama toparlanamayıp yine kapanıyordu gözleri. Bekir su gibi aktı gitti karanlığa…

Devamı…

Yabancı Bir El

Öykü: Gül Tanrıverdi

Koştum: öyle hızlı, öyle kendimden geçercesine koştum ki; tüm binaları yıktığımı, parkları, yolları yardığımı, önüme çıkan tezgâhları devirdiğimi zannettim. Bedenim; kan ter içinde kalmıştı, kalbim ise ayakuçlarımdan başıma kadar “güm güm” atmaktaydı…

Devamı…

Yatan Hazine

Öykü: Gül Tanrıverdi

Esniyor, öyle güzel esniyor ki; gün boyu yalvarsan açmadığı ağzı, tomurcuklanmış bir çiçeğin birden patlayıp açılıvermesi gibiydi. Kaygısız ve huzur doluydu ağzını açarken…

Devamı…

Geri

Gül Tanrıverdi Eserleri


Gül Tanrıverdi - Turuncu Boşluk

Turuncu Boşluk


Turuncu Boşluk, Gül Tanrıverdi'nin, Mevila ve Ruhum Seni Tanıyor'dan sonra, üçüncü kitabı. Her öyküsü ve kitabıyla, Tanrıverdi bir adım daha ileri götürdü dilini…

Devamı…
Gül Tanrıverdi - Ruhum Seni Tanıyor

Ruhum Seni Tanıyor


Kara kutudan bir ses geliyor. Tarifi mümkün olmayan bir hisle yaşadığım bir serinlik. İçimi kaplayan ateşin üstüne dökülen su. Bir şelale akışı gibi olan bu suyun verdiği…

Devamı…
Gül Tanrıverdi - Mevila

Mevila


Gül Tanrıverdi'nin öykülerinin çoğu, avucumuza kor bırakıyor. Yakıyor. Bu yakışın gerisinde nice acılar, anılar vardır kim bilir?…

Devamı…